Bize Ulaşın 0 (232) 854 1 854

Ayrancılar (Havaalanına 10 km) / İzmir İletişim

  • tr
Haz 17

Kararsızım

Hayat karar almak üzerinedir, ihtimaller ve tercihler. Ömrümüzün ilk yıllarından beri önümüze çeşitli seçenekler sunulur. Mama sandalyesindeki halinizi hatırlayın bir. Anneniz “Muz mu yiyeceksin, elma püresi mi?” diye ikisini de önünüze getirip sormuştur. “ O bebeği mi alalım bu arabayı mı? Dersini şimdi mi bitireceksin yoksa dinlenip yarın mı çalışacaksın? Hangi okulu tercih edecek, okulda hangi bölümü seçecek, üniversitede nereleri yazacaksın?” Ömrümüz, bize sunulanlar içerisinden bir şeyleri seçmek veya sunulmayanları daha cazip bulup gözümüzü onlara dikmek ama o veya bu şekilde illa ki bir şeylerden vazgeçip, elimize sığdırabildiklerimizle yetinmekle geçer.

shutterstock_152968568 (Small)
Hayatımızın en önemli kararlarını ise en erken ve tecrübesiz yaşlarımızda alıyor olmamızı da hata yapma mecburiyetimize bağlıyorum. İlkokulumuzu seçmesek de diğerlerini büyük oranda kendi isteklerimiz doğrultusunda seçtik. Alacağımız eğitim, mesleğimiz, alışkanlıklarımız, arkadaşlarımız, işlerimiz, ilişkilerimiz, eşlerimiz, evliliğimiz ve çocuklarımız. “Hayat kırkında başlar, o zamana kadar da yaptığınız tek şey araştırmadır.” diyen Jung’a bakacak olursak, yaşamımıza şekil veren temel şeyleri çoktan belirlediğimiz, bir sürü yanlış tercihlerde bulunup bedel ödediğimiz, pişmanlık ve “keşke”lerimizle sık karşılaştığımız ve bedenen, ömrümüzün en dinamik yıllarını arkamızda bıraktığımız bir yaşta hayata atılıyoruz. Gerçek anlamada yaşamaya o zaman başlıyor, o güne kadar biriktirdiklerimizi yani sermayemizi artık elimize alıyor ve kalan zamanımızda nerelere harcayacağımıza karar veriyoruz. Akıl, mantık ve şuur kırkına kadar pek uğramıyorsa bu bedene demek ki hata yapmak kaçınılmaz ve vazgeçilmez. Sanki düzen, sırf biz yanlış kararlar verelim diye kurulmuş. Neyin ne olduğunu bilmeden seçiverelim, gözümüz sımsıkı kapalıyken uçurum kenarlarında yürüyelim. Attığımız her adım cehennem çukurlarının ve cennet bahçelerinin yanından geçsin ve biz, kendimizi içinde bulana kadar, hangisine bastığımızı bilmeyelim.
Seçmek kolay bir mevzu değildir zaten. Bize başvuranların neredeyse yarısı, seçemedikleri için gelirler. Seçtiklerinden memnun olmayanlar da diğer yarıyı oluşturur. İkilik dünyasında, hayatımızı da ikilemlerin işgal etmesi kadar normal bir şey olamaz herhalde. Zıtların birbirini var ettiği bir evrende yaşıyorsak, minimum seçenek sayımızın “iki” olacağını ve en iyi ihtimalle, “bir” seçeneği muhakkak dışlayacağımızı kabullenmeliyiz. Ancak insan yapısı gereği açgözlü. Her şeyi birden istiyor. Hepsini alırsam hiçbirinden mahrum kalmam zannediyor. Halbuki farkında olmasa da burada da tercih kullanıyor. Hepsini almak demek, hiçbirine hak ettiği değeri verememek demek. Hepsinden biraz tadıp, hiçbirini doyasıya yaşayamamak demek.
Çocukken hayal ettiğim bambaşka bir ben vardı. Büyürken gelişti, evrildi elbette ama hayata başladığımı düşündüğüm gençlik yıllarımda da bugünüm için çok daha değişik bir tablo vardı zihnimde. Başka yerlerde, başka biri olmak planı, başka birileriyle, daha farklı yaşamak. Hayal ettiğim şehir, istediğim ev, tasarladığım yaşantı, oluşturduğum kimlik şimdikinden alakasızdı. Öyle ki, yirmi yaşımdaki halimle karşılaşsam ne o beni tanıyacak, ne ben onu. Yıllar beni kendime yabancı kılmış.
Kendimle ilgili kararlarımın tek bir tanesi sabit kalmış ve anlamını hiç kaybetmemiş, o da seçtiğim meslek. Bunu da büyük bir şans olarak kabul ediyorum. İnsanın, ömrünün çok büyük bir kısmını ve yaşam şeklini etkileyen, iş seçiminden her yaşında memnun olması, onu bir çok “keşke”den kurtarabilir. Ancak her şeyin bir arada olmama prensibi benim hayatımda da geçerli. Şimdi baktığımda, gelişebilmek, öğrenebilmek ve biçimlenebilmek için bunun tek yol olduğunu görebiliyorum. Kendimi çok zorladım , ona yerli yersiz kızdım ve çoğu zaman haksızlık ettim ama yeni yeni, büyük hata zannettiğim her seçimimin bendeki en güzel kıvrımlardan birini oluşturduğunu anlıyorum. Pişmanlıkla baktığım anlarım renk değiştiriyor böyle düşündüğümde. Neden-sonuç ilişkileri, nasıl küçücük bir etkiyle başlamış ve zincirleme, devasa reaksiyonlara dönüşmüş, hayranlıkla fark ediyorum. Çok canım acımış, çok öfkelenmiş, defalarca yıkılmışım ama kaskatı, son derece sert ve bir o kadar da kırılgan olan kalbimin, aldığı darbeler sonucunda daha esnek, dayanıklı ve güçlü olduğunu anca hissediyorum. Savrulmalarım azalmış, duygularım dinginleşmiş, düşüncelerim berraklaşmış ben yenildim zannederken.
Neden bilmiyorum, bu dünyanın yolu geniş, düz ve asfalt değil. Sisli, puslu, sürprizli, daracık bir keçi yolu. Belki de buraya yapabileceğimiz en şahane hataları yapmaya geldik ve büyük derslere göz diktik. İstedik ki seçimlerimizi hep zordan yana kullanalım, minnacık bir tad uğruna kilolarca keçiboynuzu taşıyalım. Demek ki öylesini seviyoruz, anca öğreniyoruz. Bir başı ve bir sonu olmalı hayatın ve biz o yüzden yaşadığımız her an tükeniyoruz. Tek bir şey belli burada; doğduysak öleceğiz. Etrafımız ihtimallerle dolu zannederken, çoktan belirlediğimiz bir yolda gidiyoruz bana sorarsanız. İnsan en azından dümene kendi geçsin ister. Hiç ulaşamayacağı hedeflere göz dikmesi de bundandır. Oysa ne harita insanın elindedir ne de güzergah. Bence burada esas amaç, bize biçilen rolü öğrenmektir. Oyun bitmeden senaryodaki yerimizi fark etmek. Önümüzü doğru dürüst göremediğimiz bir yolda, el yordamıyla ilerlemeye benzer bu yüzden yaşamımız. Kendi seçimimiz zannettiğimiz yollardan, nereye, nasıl ulaştığımızı kavramaya çalışırız. Bazen bilerek, bazen kaybolarak gelir ama her seferinde aynı kapıya ulaşırız.

decision-analysis
Yeni yıl kararları alanlardan mısınız bilmiyorum? Her seneyi yeni bir başlangıç sayan ve bir türlü gerçekleştiremediklerinden listeler yapan? Belki o kadar kirletiyor ki günler hayallerimizi, senenin bitişi listemizi okunmaz hale getiriyor. Tekrar başlayabilmek için tertemiz umutlara ihtiyaç duyuyoruz ve hiç yapamayacağımızı bildiğimiz maddeleri, bıkmadan sıralıyoruz. Bu yıl “kararsızlık” kararım var benim. Ne üç yüz altmış beş günüm sona ersin istiyorum, ne de yeni yıl sıfırdan başlasın. Zaten akarken bana sormayan zamana, uygulayamayacağım kısıtlamalar getirmek istemiyorum. Diliyorum ki saatlerim bir bütünlük içerisinde birbirine bağlansın ve günlerimin her biri, diğerini yaratsın. Tüm zamanlar benim olsun bu sene; her anım, geçmişime, bugünüme ve geleceğime ulaşsın.
Yılınız hiç olmadığı kadar sizin olsun bu sefer. Yapabildikleriniz kadar yapamadıklarınızdan da keyif alın. Belli ki bu zamanda, bu coğrafyada isek, kolayı sevenlerden değiliz. Olmayanlara farklı gözle bakıp, olanlara öfkelenmekten kurtulabiliriz belki de. Zincirin en başına gidebilir, ilk taşı suya kimin attığını bulabiliriz. Mutlu yıllarınız olsun ve “bütün” bir hayatınız.

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz