Bize Ulaşın 0 (232) 854 1 854

Ayrancılar (Havaalanına 10 km) / İzmir İletişim

  • tr

Ezber Bozan

İnsanı en şaşırtan anlar, ezberlerinin bozulduğu anlardır. Beklediği ile karşılaştığının yani umduğu ile bulduğunun birbirini tutmadığı anlar. Şaşırırız çünkü planlarımızı beklentilerimiz doğrultusunda yapmışızdır ve eğer beklentilerimizi sınırlı olasılık üzerinden oluşturuyorsak gelene karşı hazırlıksız yakalanırız.
İnsan beyni devasa bir arşivdir. Doğduğumuz andan itibaren algı ve bilgi depolar. Dünyayı tanıyabilmek ve öğrenebilmek için beş duyumuzu kullanırız. Yaşadığımız her şeyi sınıflara ayırır, bizde uyandırdığı duyguyu tanımlar ve o duygu çerçevesinde yaşantıyı, olumlu ve olumsuz olmak üzere beynin kıvrımlarında saklarız. Amacı bizi hayatta tutabilmektir. Bunun için de iki şeye ihtiyacı vardır: Geçmişi saklamak ve geleceği öngörmek. Edindiğimiz her tecrübe, en küçüğünden en büyüğüne, bizi geleceğe hazırlamak için, ihtiyaç anında çıkarılıp bakılmak üzere hafıza dosyalarındadır. Zaten insanlığın varolduğundan beri edindiği her bilgi, yeni nesillere, genler vasıtasıyla aktarılmaktadır. Özellikle yaşadığımız büyük travmalar, acılar, korkular, gelecek nesillerin de başına benzer şeylerin gelmesini önleyebilmek ve onları bilinen tehlikelerden koruyabilmek adına hızla genlere kaydedilmektedir.
Muazzam bir sistemi ve planı olan beyin, doğduğumuz andan itibaren bizi programlar. Program bence kendi içinde mükemmel olmasına rağmen, zaman içinde insanı hapseden ve sırf algılarının esiri yapan bir özelliğe sahip. Algıları da bildiği şeylere dayanıyor. Mesela beynin tamamlama özelliği var. diyelim ki bir ağaç ve ağacın arkasında bir araba var. Ağaç arabanın tamamını görmemizi engellemesine rağmen biz onu iki parçaya ayrılmış olarak değil tam ve bütün bir araba olarak algılıyoruz. Ağacın engellediği görüntüyü beynimiz sanal olarak tamamlıyor ve o nesnenin daha önce depoladığımız bilgiler doğrultusunda bir araba olduğunu söylüyor , böylece biz onu tanıyoruz. Geçmiş, yani hayata dair her tecrübe, bu sebepten değerli ve vazgeçilmez. Onlara bakarak geleceği öngörmeye çalışıyor. İyi analiz ve gözlem yapan bir beyniniz var ise de gelecek ,büyük oranda, sizi şaşırtmıyor. “Biliyordum başıma geleceği” demeleriniz hep bundan. Yaşadıklarınız, yaşayacaklarınızın ipucu oluyor bir bakıma.
İnsanın kendi tuzağına düştüğü yer neresi peki? Hayatı öğrenme, depolama ve tanıma sistemi neredeyse mükemmel. İnsan karşılaştığı her şeyi bu devasa arşiv aracılığıyla tanımlamaya devam ediyor. Yeni bir renk gördüğünde, onu daha önce gördüğü tüm renklerle kıyaslayıp, hangisine daha yakın veya hangilerinin karışımından olabileceğini çözümlüyor. Rengi görebiliyor çünkü ondaki mevcut “renk” kavramına uyuyor. Yeni bir şekil veya yeni bir nesne gördüğünde de durum aynı. Algılıyor çünkü önceki algılarıyla bir ortaklık taşıyor. Ömrünüzde hiç görmediğiniz ve hatta hiçbir insanın görmediği ve gördüğünüz hiçbir şeye de benzemeyen , dolayısıyla da ne ortak hafızada ne de kişisel hafızanızda bulunmayan bir şey önünüze çıkarsa ne olacak peki? Büyük ihtimalle onu göremeyeceksiniz. Tam burnunuzun dibinde bile olsa algılayamayacaksınız. Orada duracak ama sizin nesne tanıma sisteminizde kayıtlı olmadığından, onu kavramlaştırıp, bir çerçeveye oturtamayacak ve belki de hiç fark etmeyeceksiniz?
İnsanın tuzağı “yeni”yi fark etmedeki sınırlılığından kaynaklanıyor. Yaşı ilerledikçe hayatının çoğunu ezbere ve otomatik olarak geçirmeye başlıyor. Bildiği şeyleri yapıp, öğrendiği yerlerde yaşayıp, tanıdığı kişilerle görüşüyor. Sınıflar oluşturup kendini ve diğerlerini bu sınıflar içerisinde algılamaya başlıyor. “Yeni”den, gelecekten ve bilinmeyenden korkusu azalıyor böylelikle. Kimin ne olduğunu kendi kriterlerince tanımladığından, hangi tip insanlardan, nasıl davranışlar bekleyebileceğini öngörüyor. Eğer algısı ve “içgüdü” sandığı “ezber”lerine çok güveniyorsa, ömrü boyunca yanıldığı yerleri fark etmeyebiliyor. Hayatının sonuna geldiğinde, yanlış tanıdığı ama asla doğrusunu öğrenmeye fırsat vermediği kişileri kaçırmış oluyor. Aynı hepimizin etrafında çok iyi tanıdığımızı ve sokak ağzıyla “ne mal olduğunu” bildiğimizi sandığımız bir sürü insan olduğu gibi.
Bugün uyansanız ve kendinizi hiç bilmediğiniz bir ülkede, hiç tanımadığınız insanlarla çevrili bulsanız? Belki hatıralarınız, unutmanız, affetmeniz, anlamanız ve ümit etmeniz için fırsat tanımıyor? Diyelim ki hafızanız da çevreniz gibi yepyeni ve tertemiz? Ciğerini bildiğiniz ve yargılarla sınırladığınız kimseniz de yok? Bir deneseniz mesela? Hafiflediğinizi, özgürleştiğinizi, ferahladığınızı ve sonunda kurtulduğunuzu hissedebilir misiniz? Geçmiş çok güzel ve değerlidir. Tecrübeler ise el emeği göz nuru. Ama gelecek hala sürpriz aslına bakarsanız. Yeni bir saat her zaman bir öncekinden daha umutlu. O çok iyi tanıdığınız komşunuz var ya hani, tartışıp durduğunuz, o sandığınız kişi mi bakalım? Sandığınız kadar mı?

 

Yenilikler olsun bu hafta. Şaşırın ve şaşırmaktan korkmayın!